Alp Er Tunga: İlk Türk Destanı
Saka (İskit) Hakanı Alp Er Tunga destanı: Bozkırın “Acun Beyi” olan kutlu liderin zaferlerle ve hileli bir tuzakla örülü hikayesi gün yüzünde.
Türk tarihinin karanlıkta kalan ilk sayfaları, Saka Türklerinin efsanevi hükümdarı Alp Er Tunga ile aydınlanıyor. Sözlü geleneğin binlerce yıl omuzlarında taşıdığı bu devasa anlatı, Türk milletinin varoluş mücadelesini ve devlet kurma iradesini en saf haliyle günümüze ulaştırıyor.
Alp Er Tunga Kimdir?
Alp Er Tunga, milattan önce 7. yüzyılda Orta Asya’da hüküm süren Saka (İskit) devletinin büyük hakanıdır. O, sadece bir savaşçı değil; bilgeliği, adaleti ve birleştirici gücüyle tanınan “Acun Beyi” yani dünya hükümdarıdır. Türk boylarını tek çatı altında toplayan ilk liderlerden biri olarak kabul edilir. Tarihsel ve mitolojik veriler, onun İran kaynaklarındaki büyük hakan “Afrasiyab” ile aynı kişi olduğunu kesin bir dille ortaya koyar (TDV İA, “Afrasiyab” maddesi). Bozkırda töreyi tesis eden bu kutlu lider, Türk devlet şuurunun sarsılmaz temelini oluşturuyor. Bu sebeple tarih boyunca Selçuklu sultanlarından Karahanlı hakanlarına kadar pek çok Türk hükümdarı, kendi soylarını meşru kılmak için büyük bir gururla onun adını andı (Prof. Dr. Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi).
Saka Hükümdarı: Alp Er Tunga Destanı
İlk Türk destanı kabul edilen Alp Er Tunga destanının tarihsel anlatımı şöyledir:
Cihan Hakimiyeti ve Turan İdeali
Alp Er Tunga, çocukluk yıllarından itibaren üstün bir askeri zekayla yetişti ve kısa sürede tüm Türk boylarını bir bayrak altına topladı. Kurduğu güçlü orduyla, o dönemde Türklerin en büyük rakibi olan İranlılarla (Persler) karşı karşıya geldi. Bu çetin mücadelelerde sergilediği kahramanlıklar, düşmanlarının kalbine korku salarken kendi milletine büyük bir cesaret verdi (Kutadgu Bilig, Yusuf Has Hacib).
Bitmek Bilmeyen İran Savaşları
İran topraklarına düzenlenen seferlerde, Pers orduları Türklerin hızlı atlıları ve okçuları karşısında çaresiz kaldı. Alp Er Tunga, hem savaş meydanında hem de diplomasi masasında büyük üstünlük kurdu. Özellikle Dahistan Kalesi önünde yaşanan büyük savaşlarda, Türk ordusunun disiplini ve ani baskın taktikleri devrin en büyük imparatorluklarını bile dize getirdi. Bu mücadeleler sırasında, İran’ın dev cüsseli kahramanı Zaloğlu Rüstem ile karşı karşıya gelen Alp Er Tunga, sadece fiziksel gücüyle değil, askeri dehasıyla da adından söz ettirdi. Onun stratejik hamleleri, Pers yönetiminde sık sık taht değişikliklerine ve iç karışıklıklara yol açtı (Şehnâme, Firdevsî).
Hileli Tuzak ve Büyük Kayıp
Büyük hakanın gücünü savaş meydanında kıramayacağını anlayan rakipleri, tarihin en karanlık pusularından birini kurguladı. İran hükümdarı Keyhüsrev, uzun süren savaşları bitirme ve barış tesis etme bahanesiyle Alp Er Tunga’yı görkemli bir ziyafete davet etti. “Misafirperverlik ve söz namustur” ilkesine dayanan Türk töresine gönülden bağlı olan büyük hakan, bu çağrıya samimiyetle icabet etti. Ziyafetin en dostane görünen anında, Alp Er Tunga savunmasız yakalandı. Silahsız ve yalnız kaldığı bu kalleş pusuda, hileli bir şekilde şehit edildi. Bu olay, Türk dünyasında hileye karşı duyulan binlerce yıllık nefretin ilk büyük yarası olarak tarihe geçti (Tarih-i Mülûk-i Acem, Ali Şir Nevai).
Doğanın ve Milletin Yası
Hakanın şehit düştüğü haberi bozkıra ulaştığında, bütün Türk yurdu eşi benzeri görülmemiş bir yasa boğuldu. Bu keder sadece insanlarla sınırlı kalmadı; inanışa göre dağlar acıdan çatırdadı, gürül gürül akan nehirler durdu ve gökyüzü yas rengine büründü. Türk boylarının dört bir yanından gelen yiğitler, hakanlarının ardından börklerini yere atıp hıçkıra hıçkıra ağladı. Kurulan büyük toy meclislerinde kaftanlar yırtıldı, yas alameti olarak atların kuyrukları kesildi. Onun için yakılan ağıtlar (sagular) dilden dile yayılarak asırlar boyu unutulmadı. Tabiat bile bu büyük kaybın acısını derinden hissetti (Dîvânu Lugâti’t-Türk, Kaşgarlı Mahmud).
Soyun Devamı ve Kutlu Miras
Ölümünden sonra bile onun adı, Türk devlet geleneğinin sarsılmaz temeli olarak kaldı. Selçuklular ve Karahanlılar gibi büyük devletler, soylarını bu efsanevi lidere dayandırarak onun mirasını yaşattı (Şecere-i Terâkime, Ebülgazi Bahadır Han). Mezarı tam olarak bilinmese de hatırası, binlerce yıl sonra dikilen yazıtların ruhunda yaşamaya devam ediyor (Orhun Yazıtları, Göktürk Kitabeleri).
Alp Er Tunga Destanının Özeti ve Sonuç
MEB müfredatı ve temel tarihî kaynaklarda (Kutadgu Bilig, Divânu Lugāti’t-Türk), Alp Er Tunga Destanı’nın özeti şu şekilde aktarılır:
- Alp ve Bilge Sıfatları Birleşti: Türk devlet felsefesinin temelini oluşturan “Alp” (yiğit) ve “Bilge” (hikmet sahibi) sıfatlarını kişiliğinde birleştirdi; hem cesur bir savaşçı hem de derin bir devlet adamı profili çizdi.
- Türk Birliği Sağlandı: Alp Er Tunga, Türk boyları arasındaki siyasi birliği tesis ederek “Turan” idealini gerçekleştiren kutlu bir lider olarak tarihe geçti.
- Kahramanlık Sembolü Haline Geldi: Adı, Türk tarihinde yiğitliğin ve vatanseverliğin simgesi olarak kabul edildi; her Türk çocuğunun kalbinde kahramanlıkla eş değer görüldü.
- Adalet İlkesi Korundu: En şiddetli savaş meydanlarında dahi töreyi ve adaleti elden bırakmadı; halkın refahı için mücadele etti.
- Hileli Bir Tuzakla Katledildi: Türk-İran savaşlarının devam ettiği süreçte, İran hükümdarı Keyhüsrev tarafından barış yemeği bahanesiyle davet edildiği şölende hileyle şehit edildi.
- Ölümü Büyük Bir Yas Yarattı: Kahramanın vefatı üzerine yakılan “sagu” (ağıt), Türk edebiyatının ilk örneği oldu. Bu anlatımlarda sadece insanların değil, “Börü munda uluyur” (Kurtlar burada uluyor) ifadesiyle tabiatın dahi derin bir yasa büründüğü tasvir edildi.
- Kültürel Mirasın Temeli Oldu: Alp Er Tunga’nın yaşamı ve askeri dehası, bugün dahi Türk kültürünün ve savaş sanatının özünü oluşturur.