Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 7 °C
Az Bulutlu

    Osmanlı’da Ramazan Gelenekleri

    26.02.2026
    3
    Osmanlı’da Ramazan Gelenekleri

    Diş kirasından zimem defterine, tekne orucundan tuz hakkına… Osmanlı’nın unutulmuş Ramazan gelenekleri tarihgastesi.com’da canlanıyor.

    Osmanlı dünyasında Ramazan, sadece bir ibadet ayı değil; hayatın her alanına sükûnet, zarafet ve cömertliğin hâkim olduğu bambaşka bir mevsimdi. Şehirlerin çehresi değişir, insanlar arasındaki mesafe azalır ve “Ramazan Medeniyeti” dediğimiz o eşsiz atmosfer her sokağa yayılırdı.

    Osmanlı’nın Unutulan Ramazan Gelenekleri

    İşte Osmanlı’nın zarafet dolu sosyal hayatından günümüze miras kalan o unutulmuş Ramazan adetleri:

    Hilal Gözlemek ve İlk Müjde

    Ramazan’ın gelişi, gökyüzünde “Ramazan Hilali”nin takibiyle başlardı. Şaban ayının son günlerinde halk ve görevliler yüksek tepelere çıkar, hilali gördüklerinde bunu kadı huzurunda tescil ettirirdi. Hilalin görüldüğü haberiyle minarelere mahyalar asılır, kandiller yakılır ve tüm şehir mübarek ayın başladığını top sesleriyle selamlardı (Necdet Sakaoğlu, Ramazan Kitabı).

    Ramazan Davulcusu ve Mani Geleneği

    Sokağın sesini Ramazan’a uyarlayan en önemli figür davulculardı. Sahur vaktinde herkesi uyandırmak için sokak sokak gezen davulcular, sadece davul çalmaz, aynı zamanda o dönemin sosyal olaylarını veya dini mesajlarını içeren maniler söylerlerdi. “Geldi mübarek Ramazan, hem okundu hem yazan” diye başlayan bu maniler, halkın sahur neşesini artırırdı (Refik Ahmet Sevengil, İstanbul Nasıl Eğleniyordu?).

    Diş Kirası: Misafire Teşekkür Hediyesi

    Ramazan’ın en güzel tarafı, kapıların herkese açık olmasıydı. Konaklarda kurulan iftar sofralarında zengin-fakir ayrımı yapılmaz, “Tanrı misafiri” baş tacı edilirdi. Yemekten sonra ev sahibi, yemeğe gelen misafirlerine “evime gelip yemeğimi yiyerek bana sevap kazandırdın, dişlerini benim ikramım için yordun” diyerek küçük kadife keseler içinde altın veya gümüş paralar verirdi. Bu zarif geleneğin adı Diş Kirası idi (Abdülaziz Bey, Osmanlı Âdet, Merasim ve Tabirleri).

    Zimem Defteri: Gizli Hayırseverlik

    Hali vakti yerinde olanlar, mahalle bakkalına veya manavına gider, borç defterinden (Zimem Defteri) rastgele sayfalar seçerek borçları öderdi. “Sildim borçlarını, Allah kabul etsin” diyerek dükkândan çıkan hayırsever, kimin borcunu ödediğini bilmez; borçlu da borcunu kimin kapattığını öğrenemezdi (A. Süheyl Ünver, İstanbul Risaleleri).

    Tuz Hakkı: Hanımlara Vefa

    Osmanlı’da “Tuz Hakkı” iki derin anlam taşırdı. Bir yandan sofrada paylaşılan yemeğin misafir ile ev sahibi arasında ömürlük bir dostluk (tuz-ekmek hakkı) kurduğuna inanılırdı. Diğer yandan, Ramazan ayı boyunca sahur ve iftar sofralarını hazırlamak için büyük emek veren hanımlara, beyleri tarafından Ramazan sonunda “Tuz Hakkı” adıyla kıymetli hediyeler verilirdi. Bu zarif gelenek, mutfaktaki emeğin ve sabrın en güzel ödülüydü (A. Süheyl Ünver, Kültür Notları).

    Tekne Orucu ve Arife Çiçekleri

    Henüz oruç tutma yaşına gelmemiş çocuklar “Tekne Orucu” ile bu iklime dahil edilirdi. Öğle vaktine kadar sabreden çocuklara özel hediyeler verilirdi. Bayram yaklaştığında yeni kıyafetleri alınan çocuklar, heyecandan elbiselerini Arife gününden giyip sokakta neşeyle dolaşırlardı. Bu çocuklara halk arasında “Arife Çiçeği” denilirdi (Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey, Bir Zamanlar İstanbul).

    Huzur Dersleri: Padişahın İlim Sofrası

    Ramazan sadece mideyi değil, zihni de doyurma ayıydı. Sarayda padişahın huzurunda düzenlenen “Huzur Dersleri”nde, devrin en büyük alimleri toplanır ve Kur’an-ı Kerim ayetleri üzerine derin tefsir tartışmaları yaparlardı. Bu dersler, devletin ilme verdiği önemin en büyük nişanesiydi (TDV İA, Huzur Dersleri maddesi).

    Fitre: Ramazan’ın Paylaşma Köprüsü

    Ramazan’ın sonunda verilen fitreler, bayram sabahına herkesin mutlu girmesini sağlardı. Bu maddi yardımlar, genellikle kimseyi rencide etmeden, mahallenin ihtiyaç sahiplerine en zarif yollarla ulaştırılırdı (TDV İA, Ramazan maddesi).

    Mezarlık Ziyaretleri ve Bayramlaşma

    Ramazan ayı, Kadir Gecesi’nde camilerin dolup taşmasıyla zirveye ulaşır, ardından hüzünlü bir vedayla yerini bayrama bırakırdı. Arife günü mezarlıklar ziyaret edilir, bayram sabahı ise bayram namazı sonrası mahalledeki her evde büyük bir bayramlaşma merasimi başlardı (Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey, Bir Zamanlar İstanbul).

    Bugün O Güzel Gelenekleri Devam Ettirebiliyor muyuz?

    Eski İstanbul’un o mahalle kültürü ve birbirine gönülden bağlı insan topluluğu bugün modern hayatın içinde biraz seyrelmiş gibi duruyor. Ancak “Zimem Defteri”ni hatırlatan “askıda fatura” gibi dijital iyilikler ya da belediyelerin düzenlediği mahya ve meydan etkinlikleri, o eski ruhu yaşatma çabasının birer göstergesi. Belki de en büyük eksiklik, Diş Kirası’ndaki o derin tevazu ve Tekne Orucu’ndaki çocuk saflığını gündelik telaşın içinde unutuyor olmamızdır.

    Osmanlı’da Ramazan ve Ramazan Gelenekleri | Diyanet TV

    Murat Karadeniz
    Murat Karadeniz, tarih, coğrafya, genel kültür ve kültür-sanat alanlarında içerikler üreten Tarih Gastesi’nin kurucusu ve editörüdür. Eski uygarlıklar, Türk-İslam medeniyeti ve dünya tarihine odaklanan araştırmaya dayalı yazılar yayımlamaktadır. Amacı, tarihi doğru kaynaklara dayalı, sade ve anlaşılır bir dille geniş kitlelere ulaştırmaktır.
      ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

      Henüz yorum yapılmamış.