Mahya Nedir ve Nasıl Ortaya Çıktı?

Minarelerin arasına nakşedilen asırlık ışıklı sanatın hikâyesini biliyor musunuz? Mahya nedir, bu gelenek nasıl başladı? İşte o geleneğin eşsiz öyküsü!
Ramazan gecelerinde başımızı göğe kaldırdığımızda iki minare arasında süzülen o parıltılı yazılar, sadece bir süs değil; Osmanlı’dan günümüze taşınan devasa bir görsel sanat geleneğidir. Türk-İslam kültürünün en zarif buluşlarından biri olan mahya, asırlardır şehirlerin siluetine manevi bir ruh katmaya devam ediyor.
Asırlık Ramazan Geleneği: Mahya Nedir?
Kökü Farsça olan “mâh” (ay) kelimesine dayanan mahya, “aylık” veya “aya mahsus” anlamına gelir (TDV İA, mahya md.). Özellikle Ramazan ayına özel olarak hazırlandığı için bu ismi almıştır. Teknik olarak ise, camilerin çifte minareleri arasına, iplerle veya tellerle asılan, kandillerle ya da ampullerle oluşturulan ışıklı yazı ve şekillere denir.
Mahya Geleneği Nasıl Ortaya Çıktı?
Bu sanatın doğuşu tam bir Osmanlı hikâyesidir. İlk mahyanın, 1617 yılında Sultan I. Ahmed döneminde, Hattat Hafız Ahmed Kefevî tarafından ipek bir kumaş üzerine işlenen motiflerin Sultanahmet Camii’ne asılmasıyla başladığı kabul edilir (TDV İA, mahya md.). Padişahın bu görüntüyü çok beğenmesi üzerine, 1721-1722 yıllarından itibaren bütün selatin camilerine mahya kurulması emredildi (MEB Din Kültürü Kaynakları). Kandillerin zeytinyağı ile yandığı o dönemlerde, mahyacılık sabır ve ince bir mühendislik gerektiren saygın bir meslek haline geldi.
Mahya Ne İşe Yarar?
Mahya, televizyonun veya dijital ekranların olmadığı bir dünyada “gökyüzü gazetesi” görevini görürdü. Halkı manevi bir iklime hazırlamanın yanı sıra, bir tür sevinç ve müjde sembolüydü. Ramazan’ın başında “Hoş Geldin”, ortasında “Elveda”, sonunda ise bayram tebrikleri mahyalarla duyurulurdu (MEB Din Kültürü Kaynakları). Sadece yazılar değil; çiçek, cami, kule ve hatta hareketli mahyalar -örneğin kayan bir gemi figürü gibi- halkın estetik zevkini besler ve Ramazan neşesini artırırdı (TDV İA).
Mahyanın Tesiri ve Yankıları
Mahya geleneği, Osmanlı’ya has bir uygulama olması sebebiyle İslam dünyasında “İstanbul’un imzası” olarak görüldü. Yabancı seyyahlar, hatıratlarında İstanbul semalarını aydınlatan bu ışık oyunlarından hayranlıkla bahseder (TDV İA). Toplumsal hafızada mahya, iftar vaktinin yaklaşmasını, sahur bereketini ve birliğimizi temsil eder. Çocuklar için masalsı bir görüntü, büyükler için ise huzur dolu bir hatıradır.
Geçmişten Günümüze Mahyacılık
Bugün mahyacılık, gelişen teknolojiyle birlikte değişime uğrasa da ruhunu koruyor. Eskiden zeytinyağı kandilleriyle, her akşam tek tek yakılan o zahmetli hazırlığın yerini günümüzde elektrikli ampuller ve dijital düzenekler aldı (MEB Din Kültürü Kaynakları). Ancak Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesinde yetişen az sayıdaki mahya ustası, bu kadim sanatı hala geleneksel yöntemlerle yaşatmaya çalışıyor. İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanındaki tarihi camiler, her Ramazan ayında yine o asırlık ışıklarla gökyüzüne manevi mesajlar nakşetmeye devam ediyor.






















