İnsan Neden Dine İhtiyaç Duyar?
Neden inanıyoruz? Fıtrattan “Erdemli Şehir”e, Gazali’den Frankl’a insanın din ihtiyacını ve varoluşun manevi kodlarını kadim kaynaklarla çözüyoruz.
Hayatın anlamını sorgulayan her birey, er ya da geç “Neden inanıyoruz?” sorusuyla karşı karşıya kalıyor. Din, sadece kültürel bir miras olmanın ötesinde, insanın doğuştan beraberinde getirdiği fıtri bir arayış olarak kabul ediliyor.
İnsanın Dine Olan İhtiyacı Nedir?
İslam düşüncesi, insanı sadece maddeye hapsolmuş biyolojik bir varlık olarak görmez. İnsanın ruh dünyasında yer alan kutsala yönelme eğilimi, ilahi bir program olan “fıtrat” kavramıyla açıklanıyor. Her birey, özünde bir yaratıcıyı tanıma ve O’na teslim olma fıtratıyla dünyaya geliyor. “Sen yüzünü hanif olarak dine, Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata çevir…” (Rûm Suresi, 30. Ayet) beyanı, bu içsel pusulanın insanı hayatı boyunca hakikati aramaya sevk ettiğini gösteriyor.
Psikolojik Açıdan Din İhtiyacı: Sığınma ve Anlam Arayışı
İnsan, hayat yolculuğunda karşılaştığı belirsizlikler ve varoluşsal sancılar karşısında sarsılmaz bir dayanak noktası arıyor. İnsanın en temel motivasyonu olan “anlam istemi”, ancak aşkın bir hakikate bağlanmakla doyuma ulaşıyor; zira din, yaşamın en zorlu anlarında bile kişiye bir varoluşsal gaye sunuyor. (Victor Frankl, İnsanın Anlam Arayışı) Dini inanç, bireyin ruhsal dünyasında sarsılmaz bir güven duygusu oluşturur. Bu içsel tecrübenin ve “inanç iradesinin” insan psikolojisi için biyolojik bir gereksinim kadar gerçek olduğu ise özellikle vurgulanıyor. (William James, Dini Tecrübenin Çeşitleri)
Bireysel ve Toplumsal Açıdan Din İhtiyacı
Bireyin iç dünyasındaki huzur arayışı, toplumsal düzlemde bir “Medinetü’l Fazıla” (Erdemli Şehir) idealine dönüşür. İnsanlar ancak “ilk ilke” etrafında, ortak bir inanç ve ahlak paydasında buluşarak gerçek mutluluğa (saadete) ve toplumsal birliğe erişebiliyor. Din, bireyi tek başına yetersiz kaldığı yalnızlık kıskacından kurtarırken, toplumu bir vücudun azaları gibi birbirine bağlayan adalet eksenli bir nizam getiriyor. (Farabi, el-Medinetü’l Fazıla)
Medeniyet ve Sorumluluk Ekseninde Din
İnsanın inanma ihtiyacı, sadece bireysel bir sığınak değil, aynı zamanda toplumun manevi dokusunu ören bir “tevhid ve vahdet” bilinci olarak görülüyor. Din, ferdin yaratılış gayesini fark ederek eşya ve hadiseye hikmetle bakmasını sağlar. Bu yaklaşımda inanç; aklı selime rehberlik eden, kalbi mutmain kılan ve insanı yeryüzünü imar eden bir “halife” sorumluluğuna ulaştıran ilahi bir çağrı olarak tanımlanıyor. (Diyanet İşleri Başkanlığı, Din Tanımı ve Kapsamı)
İnanç Neden Önemlidir? Kalbin Tatmini ve Fıtratın Sesi
İnanç, insanın sadece aklıyla değil, kalbiyle de tatmin olmasını sağlar. Akli çıkarımların tıkandığı noktada kalbe doğan “ilahi nur”, insanı şüphelerden arındırarak “yakîn” (kesin bilgi) ve iç huzura ulaştırır. Gerçek bilgiye ulaşmak, ancak kalbin bu manevi ışıkla aydınlanmasıyla gerçekleşir. (İmam Gazali, el-Münkızü mine’d-Dalâl) Hz. Peygamber’in (s.a.v.) “Her çocuk fıtrat üzerine doğar; sonra anne-babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar.” (Buhârî, Cenâiz, 92) hadisi de bu tertemiz inanma ihtiyacını vurgular. İnanç, modern dünyanın karmaşasında insana kaybetmediği bir yön duygusu sunuyor.