OSMANLI HAKKINDA GÜNDEMİ SARSACAK MÜTHİŞ İDDİA

osmalı armaİttihad ve Terakkicilere karşı verdiği amansız mücadele ile tanınan, Lozan müzakerelerinde ülkemizi temsil eden ve Cumhuriyetin ilk Milli Eğitim Bakanı olma unvanını taşıyan Siyasetçi, Diplomat, Tarihçi, Doktor Rıza Nur’dan müthiş iddia: “Selçuklu ve Osmanlı diye ayrı ayrı iki devlet yoktur. Bu ikisi aynı devletin iki farklı hanedanıdır! Devletimiz aslında altı yüz değil; dokuz yüz küsur yaşındadır!”

Meşhur Siyasetçi, Diplomat, Tarihçi, Türkolog, Doktor Rıza Nur; Selçuklu ve Osmanlı “devletleri” ile ilgili olarak; tarihçileri şaşkınlığa uğratan, ezber bozan, sıra dışı açıklamalarda bulundu! Ayrı ayrı Selçuklu ve Osmanlı devletleri adıyla anılan “devletlerin” aslında aynı devletin iki farklı hanedanı olduğunu savunan Rıza Nur, iddiasına dayanak olarak şu tezleri ortaya koydu:
“Tarihler eskiden beri bir ağız olarak bir Selçuklu devletinden söz ederler. Bu; tarihçilerin büyük bir gafletidir. İlmi bir hatadır. Bu hata ve gaflet yetmiyormuş gibi sonra da bir Osmanlı devletinden bahsedilmiştir. Şark’ta, Garb’da bütün zihinler bu telkinler altında kalmıştır. Bu zihniyetle terbiye görmüş, bu zihniyetle yaşamış tarihçilerin ve o tarihlerin terbiye ettikleri dimağların başka türlü düşünmek imkânı olamayacağı tabiidir. Ben de bu telkin altında idim. Mısır’da; Türk tarihi ile meşgul olurken ismini bugün hatırlayamadığım, not aldığım halde bugün notlarını evrakım arasında da bulamadığım eserde; Selçukilerin son sultanının zürriyeti olmadığından; Osman Gazi’nin kendi yerine getirilmesini vasiyet ettiğini, vasiyeti üzerine vefatında Kara Osman’a taç giydirilerek, tahta çıkarıldığını okuduğum zaman derhal hatırıma “Osman’ın çıkarıldığı tahtın Selçuk tahtı, sultanlığın da bir sülaleden diğer bir sülaleye hem de ihtilal ve cebir ile değil, meşru bir surette geçmiş olduğu” geldi.
Bu fikir dimağımda bir nur doğar gibi doğdu. Yakaladığım bu mühim nokta üzerinde günlerce imal-i fikir ettim. Bunun böyle ve doğru olduğuna kanaat hâsıl ettim. Bu ilk ışık müfekkiremi iyice aydınlattı. Sultanlığın, bir hanedandan diğerine geçmesi; beni, devletin aynı devlet olduğu netice ve kararına vardırdı. Bu halde; şimdiye kadar zannolunduğu gibi bir Selçuki devleti, bir de Osmanlı devleti olmadığı, bu tabir ve mevcudiyetlerin pek yanlış olduğu meydana çıktı. Demek şimdiye kadar tarihçiler yanlış olarak bu devleti iki devlete ayırmışlar, her iki hanedanı ayrı ayrı birer devlet farz etmişlerdir.
Baktım ki ayrı ayrı iki devlet farz edilmiş olan bu devlette toprak bir ve aynı, millet bir ve aynıdır. Bu devlet ilmi bir surette tarif edildiği vakit; onda bir milletle bir de toprak olması lazımdır. Eğer bu toprak ve millet aynı olursa; o devlet, tabiatıyla bir devlettir. Yukarıdaki malumat doğru olmasa dahi bu millet ve toprak meselesinin birliği, devletin birliği hakkında kâfi delildir…
Demek toprak bir, millet de bir; o halde devlet de birdir. Yani bir devlet vardır ki bunda iki saltanat sülalesi gelip geçmiştir. Hâsılı pek eskiden beri Türklerle meskûn olan bu topraklarda Selçuklu Türklerinin teşkil ettikleri ve onlardan Osmanlı Türklerine geçen bir devlet vardır. Osmanlı sülalesi zamanında bunun “Devlet-i Aliye-i Osmaniye”, “Osmanlı Devleti” diye ayrı bir devlet olduğunda inat edilmiştir.
Bu inadın birkaç sebebi vardır: Birincisi; Türklerde kurulan devletlere hatta uruklara onların hükümdarlarının ve onların ailelerinin adlarının ad olarak verilmesinin adet olmasıdır. Hemen bütün Türk devletleri bu suretle ad almıştır. Selçuklular, Osmanlılar da böyledir. İkincisi; Selçuk hanedanı sönüp, yerine Osman hanedanı geçtiği vakit; devlet, tevaif-i mülük halinde bir taksime uğramıştı. Bunların her biri Selçukluların varisi olma davasında idi. Bu davayı kırmak için Osmanlılar yeni bir devlet yani Osmanlı Devleti teşkil ettiklerini ileri sürüyorlardı. Buna bir de bu hanedanın yeniden bir devlet kurmak şerefini haiz olmak hevesi de tabiatıyla inzimam ediyordu. Bu sebeple; her şeyi, her şeyin adını değiştiriyorlardı.
Hâlbuki tarihin bize gösterdiği gibi Fransa’da, Almanya’da Rusya’da ihtilaller ve sair suretlerle bir saltanat hanedanı sönmüş, yerine bir sülale geçmiştir. Bu hal; devletler hayatında ve bütün dünyada tabii bir şeydir. Mesela Fransa’da Burbon, Orlean hanedanları değişiyor fakat devlet değişmiyor; Fransa daima kalıyordu. Ve bu devletin adı daima Fransa idi. Bizde de bu tamamıyla böyle olmuştur.
Türkiye Devleti’nde de ilk sülale olan Selçukluların son hükümdarı Sultan Alaeddin’in vefatıyla saltanat Osman Gazi’ye geçmiştir. Hem de bu intikal, başka yerlerde olduğu gibi bir ihtilal neticesi değil, meşru surette olmuştur. Çünkü Sultan Alaeddin, vefatından evvel saltanatın Osman Gazi’ye geçmesini vasiyet etmiştir. Devletin ricali de bunu münasip görmüşlerdir. Bu vasiyet tutulmuş, bütün rical toplanmış Osman Gazi’ye Konya’da taç giydirilmiştir. Hem de daha mühimi bu işin “Oğuz töresi”ne tebaiyetle yapılmış olmasıdır. Oğuz töresini tasvir eden şiirde şöyle bir mısra vardır: “Didi; Kayı çünkü sonra Han ola…” Selçuklular zamanında Kayılar yirmi dört boyun en muteberi olup, hükümdarın sağında otururlardı.
Bu mütalaat bize kavi bir surette ispat eder ki bu devlet bir devlettir. Altı asırlık değil takriben dokuz yüz yıllık bir devlettir…”
Türkiye Cumhuriyeti’nin de aynı devletin, rejim değişikliğine uğramış devamı olduğunu savunan Dr. Rıza Nur’un söz konusu iddiaları bilhassa tarih bilimiyle iştigal eden ilim adamları arasında büyük tartışmalara neden olacak olacak gibi görünüyor. Tarih Gastesi olarak, konuyla ilgili gelişmeleri anbean okuyucularımızla paylaşmaya devam edeceğiz.

Share