ORDUDA KOMUTA KARMAŞASI

migferOsmanlı Devleti, hâlihazırda savaş halinde olduğu İran’la gizli ittifak yaptığı gerekçesiyle Memluk Devleti’ne savaş açtı. Her ne kadar savaşın resmi gerekçesi bu olsa da kulislerde asıl nedenin; Rüyasında: Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.)  Yavuz Sultan Selim’e “Harameyn’in (Mekke ve Medine) hizmetini sana verdik.” demesi olduğu konuşuluyor. Bütün bunlar konuşulurken, ordunun Sina çölünü geçtiği sırada yaşanan akıl almaz olay; akıllara “Osmanlı ordusu gerçekte kim yönetiyor? Osmanlı Sultanı mı Peygamber (s.a.v.) mi?” sorusunu getirdi…

Osmanlı Devleti, Mısır Memlukları’ndan, daha önce İran’a yardım etmeyeceklerine dair ahid alınmış olmasına rağmen Memlukluların anlaşmayı ihlal etmelerini gerekçe göstererek, Memluk Devleti’ne savaş ilan etti. Ancak kulislerde savaşın asıl nedeninin; Yavuz Sultan Selim’in ve saraydaki birkaç görevlinin daha aynı gece görmüş oldukları bir rüyada, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Yavuz Sultan Selim Han’a dört halife eşliğinde sancak ve selam göndererek, Harameyn’in hizmetini kendisine verdiğini bildirmesi olduğu konuşuluyor.
Yavuz Sultan Selim Han, haber alma teşkilâtı vasıtasıyla Şah İsmail-Kansu Gavri ittifakını öğrenince, Vezîr-i Âzam Sinan Paşa’yı, kırk bin kişilik bir kuvvetle Safevîler üzerine gönderdi. Sinan Paşa’nın, Diyarbakır’a giderken, Fırat’ı geçmek için Memlûklar’dan izin isteyip de iznin verilmemesi ve Kansu Gavri’nin elli bin kişilik bir kuvvetle Halep’e gelmesi, savaş sebebi sayıldı. Zenbilli Ali Cemâli Efendinin fetvasıyla sefere çıkıldı. Yavuz Sultan Selim, Kansu Gavri’ye Halep’in kuzeyindeki Mercidabık mevkiinde, meydan muharebesi için hazır olması haberini gönderdi. Mercidabık’ta karşılaşan iki ordunun (1516 ) da kuvvetleri eşit miktarlarda olup, altmış bin civarındaydı. Osmanlılar, ateşli silahlar, teşkilat, kumanda heyeti, sevk ve idare bakımından Memlûklardan üstündü. Memlûkların da süvari kuvveti meşhurdu. Savaş Memlukların ağır ve kesin yenilgisi, Osmanlı’nın zaferiyle sonuçlandı.
Ancak, askeri uzmanlar tarafından yapılan çeşitli değerlendirmelerde “Zaferin ikmali için Osmanlı ordusunun Mısır’a ulaşması stratejik bir zarurettir.” tespiti Yavuz Sultan Selim’in de aklına yatmış olacak ki, Mercidabık’taki zaferle yetinmeyen Sultan, Memluk Devleti’ne nihai darbeyi vurmak için orduyu Mısır’a yönlendirdi bile. Ancak bunun için öncelikle Sina çölünün geçilmesi gerekiyordu ki askeri gözlemciler bunun bu mevsimde neredeyse imkânsız olduğu hususunda birleşiyorlar. Buna rağmen Yavuz Sultan Selim Han, bir kez daha imkânsızı başararak, isminin önündeki “Yavuz” lakabını hak ettiğini kanıtladı. Yavuz Sultan bu güç işi hiçbir zayiat vermeden, herhangi bir ikmal güçlüğü çekmeden sadece 13 günde başardı.
Yaşanan bütün olumlu gelişmelere rağmen ordunun Mısır’a yürüyüşü sırasında vuku bulan bir olaysa bilhassa orduyu gerçekte kimin yönettiği hususunda kafaları karıştırmadı değil. Tartışmaya yol açan olay şöyle gerçekleşti: Sina çölü, gündüz +50 ile gece -20 derece arasında (Yani bir günde 70 derecelik bir ısı farkından söz ediyoruz.) değişen bir sıcaklığa sahip. Hal böyleyken; Yavuz Sultan Selim’in, ordusuyla çöle girdikten kısa bir müddet sonra atından indi. Yola yaya olarak devam etmeye başladı. Duruma şahit olan askeri erkânınsa hayret ve dehşet içinde kaldığı gözlemlendi. Hatta askeri erkânın “Atlarının bile kanının kaynadığı, zor yürüdüğü bu çölde Sultan, niye atından indi, yürümeye başladı? Yoksa sıcak başına mı vurdu?” şeklinde çeşitli spekülasyonlara kapıldığı tespit edildi. Ancak her ne kadar bu çöl sıcağında mantıksız görünse de padişah yaya yürürken askeri atla gidemez diye düşünen askeri erkanın da atlarından inip, yürümeye başladığı görüldü. Paşaların, Yavuz Han’ın can-ciğer arkadaşı Hasan Can’a: “Ne olur Hünkâr’a sor. Bu acep ne iştir?” şeklinde ricada bulundukları öğrenildi. Bunun üzerine Hasan Can, Yavuz Sultan’a merakla, bu halin neyin nesi olduğunu sorunca, Sultan’ın şöyle cevap verdiği öğrenildi: “Hasan görmüyor musun; önümüzde Allah’ın (c.c.) Resulü Fahr-i Kainat Efendimiz (s.a.v.) yürüyor?!. O Alemler Sultanı (s.a.v.) yaya yürürken, biz nasıl at üzerinde gidebiliriz?..”
Hasan Can aracılığıyla; Sultanın bu garip davranışının nedenini öğrenen askeri erkanın yorumu ise şu şekilde oldu: “Haaa….”

Share