Avrupa Kadına Şiddette Şaşırttı!

Elizabeth_Bathory_PortraitAvrupa çapında kadına yönelik şiddet ve cinayetler artmaya devam ederken cinayetlerin artmasını yasalardaki boşluklara bağlayan kadın örgütleri “İyi hal ve tahrik” indirimlerinin kaldırılmasını istiyor…

Dünyanın en ünlü ve acımasız üstelik de asil(!) canilerinden biri olan Bathory ile ilgili olarak haber merkezimize ulaşan ve neredeyse tamamı kan dondurucu nitelikteki bilgiler şu şekilde: Macaristan Krallığı’nın en ünlü, soylu ailelerinden biri olan Bathory ailesinden gelen Kontes Elizabeth Bathory, 1560 yılında doğdu. Macaristan’ın Osmanlılar ve Avusturyalılarla gerçekleştirdiği savaşların yaşandığı bu dönemde Bathory; Latince, Almanca ve Yunanca dillerini iyi derecede bilen bir Protestan genç kız olarak yetiştirildi. Acımasızlığıyla şöhret kazanan kuzeni Transilvanya Prensi Stephen gibi Elizabeth’in de çocukluğundan itibaren ani öfke nöbetleri geçirmekte olduğu kaydedildi.

Kanlı kontes olarak da bilinen Madam Bathory’nin küçüklükte yaşadığı öne sürülen ilginç bir de rivayete göre; Bathory, anne ve babası öldüğü için amcasının evinde büyümüş. Amca ve yengesi ise işkenceye düşkün, ruhsal bozukluğa haiz bir çift imiş. Bir gün küçük Bathory’nin gözlerinin önünde; bir atı ikiye bölüp, içine bir adamı sokmuş ve bu atı tekrar dikmişler. O günden sonra Bathory’nin işkenceye meraklı, normal çocukların oynadığı oyunlardan uzak bir karakter yapısına bürünmüş, hastalıklı bir insan haline geldiği düşünülüyor.
Öte yandan Bathory’nin akrabalarının sicilinin de insanlık adına pek de parlak olmadığı müşahede ediliyor: Halasının bir cadı, amcasının şeytana tapan bir simyacı ve erkek kardeşinin ise birlikte yalnız kalınmaktan korkulan bir cinsi sapık olarak tanınması Bathory’nin, çevresinde; özeneceği yeterince kötü örnek olduğunu gösteriyor. Çocukluğundan beri Elizabeth’le ilgilenen bakıcısının da kara büyüyle uğraşan ve ayinlerinde küçük çocukları kurban etmekten çekinmeyen biri olduğu da bunlara eklenirse Bathory’nin bu durumda bir seri katile dönüşmemesi neredeyse imkânsız olarak görülüyor.
Elizabeth’in evlendikten sonra yerleştiği Csejte şatosu; birbirine bitişik on yedi köy ve tarım arazileriyle çevriliydi ve Küçük Karpat Dağları’nın kayalıkları üzerinde yükseliyordu. Bathory, buradaki günlerini güzelliğiyle övünmek, aynalar karşısında zaman geçirmek ve günde neredeyse beş defa kıyafet değiştirmekle geçiriyordu. Amcasından ve kocasından öğrendiği sadistlikleri; sarayındaki hizmetçiler üzerinde uygulaması ise en sıradan uğraşlarından biriydi. Yaşlanmaya başladığını düşündüğü andan itibaren cildini yenileyebilmek için kendini farklı büyülerle uğraşmaya verdiği ve bu amaçla genç kız kanlarıyla banyo yapmayı alışkanlık haline getirdiği de Bathory ile ilgili olarak en bilinen iddialar arasında.
Önceleri sadece köylü kızlarını katlederken kocasının ölümünden sonra artan kan arzusu bu asil(!) katilin, soyluların kızlarına da göz dikmesini sağlamış. Böylece görgü ve terbiye öğrenmeleri için sarayına kabul ettiği kızların tamamı sırra kadem basmış. Öte yandan bölgedeki kız kaçırma olaylarında da belirgin bir artış gözlenmiş. Saray çevresindeki dedikodular ayyuka çıktığında Kral’ın emriyle görevlendirilen György Thurzo adlı müfettiş, şatoya gelip inceleme başlatmış ve yaklaşık üç yüz kişilik bir tanık ordusu dinlendikten sonra korkunç gerçek açığa çıkmış.
Hal böyleyken başlatılan soruşturmanın kendisinin dahi en ufak bir insani duyarlılığa dayanmadığı iddiaları da ayyuka çıkmış durumda. Kralın, Bathroy’nin kocasına olan borcu nedeniyle eyleme geçtiği ve böylece Bathory’den kurtulmak istediği savunuluyor.
İddialara göre Elizabeth Bathory, özellikle kocasının ölümünün ardından işkence yöntemlerini giderek çeşitlendirmiş. İyi ödeme vaadiyle kandırılan ya da kaçırılan genç kızlar, mahzene kapatılmış ve bedenleri tanınmaz hale gelene dek dövülmüş, sonra da yakılmış ya da parçalanmış. Kurbanların ölesiye dövüldüğü, açlığa terk edildiği, canlı olarak yakıldığı, iğnelerle işkenceye uğradığı, kışın dışarıda üzerlerine su dökülerek donmaya bırakıldığı, yüzlerinin, kollarının ve cinsel organlarının ısırıldığı ve cinsel anlamda tacize uğradıkları da kaydedilmiş.
Altı yüz elli kişilik kurban sayısına ise Bathory’nin hala hükümet arşivlerinde saklı olduğuna inanılan günlük ve mektuplarından ulaşılmış durumda. Uzmanlara göre Bathory, bir seri katil olarak çok da becerikli sayılmıyor. Bir asil olmasının avantajlarını sonuna kadar kullanmış fakat işlediği cinayetlerin üzerini örtmek hususunda yeterince titiz davranmamış. Ancak imtiyazlı bir aileye mensup olması, mahkeme aşamasında oldukça işine yaramış durumda. Bathory, ömrünün kalan dört yılını kendi şatosu olan Csejte’de küçük bir odaya hapsedilmiş bir şekilde geçirdi. Cinayetleri bizzat işlettiği yardımcıları korkunç cezalar alırken Bathory, bir soylu olduğu için ne yargı önüne çıkartıldı ne de söz konusu suçlardan hüküm giydi. Öte yandan; mahkemenin; Kral’ın Bathory’e borcunu ödemesine gerek kalmadığı hükmüne de varması, bu soylu(!) caniye yönelik olarak başlatılan soruşturmanın, insani duyarlılıklar nedeniyle değil siyasi çıkarlar vesilesiyle başlatıldığı iddialarını da kanıtlar nitelikte… Tam da Batı medeniyetine yakışacak şekilde…

Share