BARBAROS HAYREDDİN PAŞA’YLA RÖPORTAJ

300Tarih Gastesi muhabiri, Osmanlı’nın gelmiş geçmiş en meşhur denizcisi Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa’yla konuştu.

Osmanlı tarihinin en ünlü denizcilerinden, Kaptan-ı Derya olarak Osmanlı Devleti’nin ilk kaptan paşası. 1478 yılı civarlarında Midilli’de doğdu. Aslen Vardar yenicesinden olan babası Yakup Ağa, bir Osmanlı sipahisiydi ve 1461 yılında Midilli’nin fethi sırasında Fatih Sultan Mehmed ile birlikteydi.

Barbaros Hayreddin Paşa, kardeşleri İlyas ve Oruç ile beraber birçok deniz savaşında bulundu. Kardeşi Oruç Reis’le kendi başlarına fethettikleri Cezayir’i Osmanlılara hediye ettiler. Osmanlı kadirşinaslığının bir eseri olarak kendisine Cezayir Beylerbeyi ünvanı verildi. 1534 yılında Kaptan-ı Derya ilan edildi. Osmanlı’nın Deniz politikasına ve Tersane-i Amireye nizam verdi. 1538’de haçlı donanması karşısında kazandığı Preveze Deniz Savaşı’yla Akdeniz’de Osmanlı egemenliğini tescillendi. Öyle ki; Akdeniz bazı tarihçilerin eserlerinde “Türk Gölü” olarak anıldı.

5 Temmuz 1546 tarihinde vefat eden Barbaros Hayreddin Paşa, sağlığında Beşiktaş’ta yaptırdığı medresenin yanındaki türbesine defnedildi. Hayreddin Paşa’nın asıl adı Hızır olup, Hayreddin (dinin hayırlısı) ismi kendisine; bizzat Kanuni Sultan Süleyman tarafından verilmiştir. Batılılar havuç rengine çalan kırmızı sakalından dolayı, ağabeyi Oruç’a verdikleri “Barbarossa” adını daha sonra Hızır içinde kullandıklarından Barbaros diye tanınmıştır.

Ada Çocukları

Sinan Özgenç: Paşam! Önce bize biraz; ailenizden, çocukluğunuzdan söz etseniz?

Barbaros Hayreddin Paşa: Oluur… Babam; Selanik’in Vardar Yenice’sinden Sipahi Vardari Yakup Ağa’dır. Kendisi 1461 yılında Midilli’nin fethi sırasında Fatih Sultan Mehmed ile birlikte savaşanlardandır.

Sinan Özgenç: Sizdeki bu cihad aşkı aileden geliyor yani?

Barbaros Hayreddin Paşa: Evet öyle de denebilir… Yakup Ağa; yiğit, dilaver bir er idi. Bir sipahinin oğluydu. Bahadırlığıyla akranı gençler arasında mümtaz idi. Midilli’nin yerli halkından ilk kızı alan bu Yakup Ağa oldu idi. Yakup Ağa Midilli kızlarından güzellikte emsalsiz bir dilberi beğenip, nikah edip, helallığa aldı. Zevcesi ile bir nice zaman dirlik içinde yaşadı. Dört oğulları oldu. Adlarını İshak, Oruç, Hızır ve İlyas koydu. İşte bu Yakup Ağa; benim babam olup, oğullarının üçüncüsü idim. Ağam İshak hepimizin ulusu idi. Midilli’ye yerleşmiş, orada çalışır, kazanırdı. Ağam Oruç, reisliğe heves ettiğinden; bir gemi yaptırıp, deryada ticarete başladı. Benim de hevesim reisliğe olduğundan, onsekiz oturak bir tekne de ben yaptırıp ticarete başladım.

Ticaretten Korsanlığa

Sinan Özgenç: Ticaretten korsanlığa geçiş nasıl oldu peki?

Barbaros Hayreddin Paşa: Kimseye muhtaç değildik. Kendi işimizi işleyip rahat yaşıyorduk. Ben, daha çok Selanik ve Eğriboğaz’a sefer ederdim. O taraflara sefer etmek hoşuma giderdi. Amma Oruç Reis, küçük karındaşımız İlyas’ı da yanına alıp, Şam Trablusu’na doğru sefer etmek istedi. Kaza kader bu ya; yolda giderlerken ansızın Rodos gemilerine rast geldiler. Ulu cenk eylediler. Karındaşımız İlyas şehit düşüp, ecel şerbetini içti. Meskeni cennet-i a’la oldu. Rahmetullahi aleyh. Elhasıl kafir gemileri yayılıp, Midilli’ye de ulaştı. Haberi alınca; gerek ağam Oruç’un esareti, gerek İlyas karındaşcığımın şehadeti, beni ağlatıp perişan etti. Sonunda “Allah’tan gelene hoş geldin, denir. Hüküm tek ve Kahhar olan Allah’ındır.” deyip, “Olacak olsa gerek çar ü na-çar, gerek kalbin gen tut gerek dar.” sözüne uyarak, işe çare düşünmeye başladım.

Sinan Özgenç: Aklınıza bir çare geldi mi, kurtarabildiniz mi kardeşinizi?

Barbaros Hayreddin Paşa: Onu anlatıyorum ya! Dinlesene!… Neyse! Oruç Reis’in forsa olduğu gemi bir gün  Antalya yakınlarında ıssız bir kıyıya yanaşıp, bazı esirleri karaya çıkardı. Fakat o gece rüzgar muhalif estiğinden; kalkamayıp, demirli kaldı. Derken, bir anda büyük bir fırtına çıktı: Öyle ki Nuh tufanının küçük kardeşi sanki. Her yeri karanlık kaplamıştı. O gece abimin bulunduğu gemi neredeyse gemi helak olayazdı. O gecenin içinde, ortalık göz gözü görmez iken, Oruç Reis fırsatı ganimet bildi. İmanının bereketi olarak, Hak Teala işini rast getirip, ayağındaki demiri kolayca çıkardı. “Bismillahirrahmanirrahim” diyerek, kendisini denize bıraktı. Yüzerek karaya çıktı. Yüzünü yerlere sürüp sonsuz hamdler etti. Şimdi burada anlatamayacağım kadar uzun ve maceralı bir takım olayların ardından nihayet iki kardeş buluştuk. Ben de ticareti bırakıp ona katıldım. O sıralarda Sultan Selim cülus ettiğinden ve de abimin yakın dostu Şehzade Korkut, can korkusu ile firar eylediğinden, biz de bu karışıklıkta Şehzade Korkut ile olan dostluğumuzdan dolayı gemilerimize el konulabileceğinden korktuğumuzdan, ağam Oruç Reis’i Mısır’a gitmeye ikna ettik. Burada Mısır Sultanı tarafından uzunca bir müddet sultanlar gibi ağırlandıktan sonra, Akdeniz kıyılarına akınlar düzenleyip ganimetler elde ettik. Cerbe adasını üs olarak kullanıyorduk daha çok. Ünümüz kısa sürede bütün Akdeniz’e yayılınca; Tunus Sultanı Muhammed ile anlaşarak, Tunus’taki Halkü’l-Vaâd (La Gaulette) liman kalesini kullanmaya başladık. Ele geçirdiğimiz ganimetin beşte birini Tunus sultanına veriyor, kalan malları Tunus pazarında satıyorduk.

Sinan Özgenç: Yavuz Sultan Selim Han’la ilişkiler nasıl oldu? Düzeldi mi? Hani Şehzade Korkut yüzünden biraz sıkıntı vardı ya?…

Barbaros Hayreddin Paşa: 1516’da ele geçirdiğimiz yüklü bir gemiyi armağan olarak Muhiddin Reis himayesinde Osmanlı Sultan Selim Han’a gönderdik. altı tekne ve bir barça olmak üzere yedi pare ile Tunus’tan kalkıp İslambol’a doğru yola çıktı. Muvafık hava ile yirmi birinci günü Asitane-i Saadet’e vardılar. Sarayburnu’nda azim şanlikler eylediler. Hünkar dahi o gün Yalı Köşkü’nde imiş. Kancabaş gelip haber vermiş. Şevktetlü Hünkarımıza telhis olundukta, tekrar Kancabaş gelip Muhiddin Reis’i alıp Huzur-u padişahiye getirmiş. O da edip-i padişahiyi yerine getirip: “Hızır Reis kulunuzundur. ” Deyu, arzname-i muhabbetimizi takdim kılmış. Padişah hazretleri, bizzat kendi lisanı ile kıraat eylemiş. Yazılanlar malum olunca,  İslam Padişahı efendimiz hazretleri ellerini kaldırıp, bana, Oruç Reis’e, bize yar ve yaver olan gazi mücahitlere azim dualar eylemiş:

“Hak Teala dünyada ve ahirette mücahit lalalarımızın yüzlerini ak eylesin. Dünya durdukça düşmanlar üzerine kılıçlarını keskin eylesin. Ve her halde Allahu zülcelal,  küffarı mahkur eyleyip, karada ve denizde, asakir-i İslami üzerlerine mansur ve muzaffer eylesin. ” Dünyada en büyük iksir dedikleri, padişah duası ve teveccühüdür. Biz Osmanlının nazarına nail olduk. Allah katında ve halk yanında nam ü şan sahibi, payelerimiz yüce ve kılıcımız keskin olup arşa asıldı.

Korsanlıktan Cezayir Hükümdarlığına

Sinan Özgenç: Sonra?…

Barbaros Hayreddin Paşa: Ağabeyimiz İshak’ın da bize katılmasından sonra korsanlıkla yetinmeyip Kuzey Afrika’da toprak edinmeye başladık. 1516-1517’de İspanyollara karşı savaştık ve Tenes, Tlemsen ve Oran kentlerini ele geçirerek Cezayir’i denetimimize aldık. Oruç Reis Cezayir hükümdarı ilan edildi. İspanyollar ertesi yıl Cezayir’i geri almak için Araplarla birleşerek saldırıya geçtiler. Bu savaşta ağabeylerim İshak Reis ve Oruç Reis öldürüldü.

Sinan Özgenç: Başınız sağolsun.

Barbaros Hayreddin Paşa: Dostlar sağolsun, vatan sağolsun…

Sinan Özgenç: Sonra?…

Barbaros Hayreddin Paşa: Yavuz Sultan Selim adına para bastırıp, hutbe okutarak; ona bağlılığımı bildirdim. Yavuz Sultan Selim de bendenizi Cezayir Beylerbeyliği’ne atayarak, koruması altına aldı. Bunun üzerine önce Tunus ve Tlemsen Beyleri birleşerek Cezayir’e yürüdüler. Cezayir şehri dışındaki toprakları alıp, Cezayir içindeki halkı ayaklandırdılar. Ayaklanmayı bastırarak, beyleri durdurdum. 1519’da Cezayir’e gelen İspanyol donanmasını mağlup ettim. Ama Cezayir halkının durumu ve Tunus Beyi ile yapılan savaşın iyi netice vermemesi üzerine gemilerim ve kendime bağlı Reislerle Cezayir’i bırakıp Şerşel Adaları’na çekildim.

Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa

Sinan Özgenç: İşler bayağı kötü gitmeye başlamış anlaşılan?

Barbaros Hayreddin Paşa: Hayır olandadır. Nitekim öyle de oldu. Zaten benim bu geri çekilişim stratejik değil taktik bir geri çekilişti. 1520-1525 arasında Avrupa’nın Akdeniz kıyılarını vurarak büyük ganimetler elde ettim. 1525’de ise Cezayir’i yeniden ele geçirdim. Ertesi yıl Şerşel’e baskın düzenleyen Cenevizli Amiral Andrea Doria’yı yenilgiye uğrattım. Kanuni Sultan Süleyman’ın Alman seferi sırasında Andrea Doria’nın Mora kıyılarına saldırması Osmanlıları güç duruma düşürmüştü. Bunun üzerine Kanuni Sultan Süleyman Han, bendenizi İstanbul’a çağırdı ve 1533’te “Hayreddin” adını vererek Osmanlı donanmasının başına (kaptan-ı derya) atadı. 1534’te Akdeniz’e açıldım ve İtalya kıyılarına seferler düzenleyip, Tunus’u ele geçirdim. Ancak Andrea Doria komutasındaki Haçlı donanması karşısında Tunus’u bırakmak zorunda kaldım ve ertesi yıl İstanbul’a döndüm. 1536’da daha güçlü bir donanmayla yeniden Akdeniz’e açıldım. Adetimdir; yine İtalya kıyılarını vurdum ve Ege Denizi’ndeki Venedik adalarını Osmanlı topraklarına kattım.

Preveze Deniz Savaşı

Sinan Özgenç: Tarihe altın harflerle yazılan en büyük başarınız Preveze Deniz Savaşı. Nasıl başardınız? Neler yaşadınız?

Barbaros Hayreddin Paşa: Osmanlıların Akdeniz’deki denetiminin artması üzerine, Papalık, Venedik, Ceneviz, Malta, İspanya ve Portekiz gemilerinden oluşan bir “Haçlı donanması” kuruldu ve başına ezeli rakibim Andrea Doria getirildi. Ben ise Eğriboz’dan kalkıp Preveze’ye gelmiş idim.  Kafir donanmasının bizi aradığını haber alınca karakulak çıkardım. Benim yürük bir işkanpavyam vardı. Onu karakulak olmak üzere yanımdan ayırmazdım. Çok yürük idi. Varıp kafir donanmasından bir haber getirsin diye bunu gönderdim.  işkanpavya yola çıktığının üçüncü günü,  kafir donanmasının karakulağına rast gelmiş. Kafir karakulağı bizim işkanpavya önünden bir adım atmaya iktidarı olmamış, tutup almışlar bize getirdiler. “Ne var ne yok?” dedim. Onlar da saklamayıp olduğu gibi söylediler: “Biz donanmadan ayrılalı bugün sekiz gündür.  Barbaroşo’nun donanması Preveze’de, diye bir haber geldi.  Onun için bizi gönderdiler.  Bakalım bu haber gerçek mi diye. Geldik, tutulduk. Biz donanmayı filan yerde bırakmıştık.  İki üç güne kadar buradadırlar.  Hepsi yüz yirmi pare yelkendir. Venedik, İspanyol, Papa üçü birlik olmak üzere seni ararlar. Artık gerekeni sen bilirsin!” dediler. Bu haberi alınca, Cenab-ı Hakk’a: “Ya Rabbi sen nusret ihsan eyle,  ümmet-i Muhammed’e!” deyu dua eyledim. Üçüncü gün işkanpavya kafirlerinin söyledikleri gibi yüz yirmi pare yelken yelken kafir donanması Preveze’ye girip yattılar. Gemileri kale altına çektim.  Kaliteleri ve firkateleri yollu yolunca dizdim.

Rüyada Gelen Zafer Müjdesi

O gece: “Allah’ım, İslamı kafirler üzerine kuvvetli kıl! İslama nusret ihsan eyle!” Diye sabaha kadar tazarru ve niyaz eyledim. Seher vaktinde uyku ile uyanıklık arasında şunu gördüm: “Yattığımız limanın yalı kenerında, sanki karada,  birçok ufacık serdin balığı çıkmış. Amma ol ufacık serdin balıklarının içinde iki tane karnı yarık balık vardı.  Bunlar seyreder dururken,  bir şahıs bir al ata binmiş dolu dizgin yanıma geldi,  atın başını çekip durdu.  Bir peştemal dolusu ufacık balığı elime verip: “Al bunu ya Hayreddin! Halife-i ruy-i zemin olan şevketlü Sultan Süleyman’a peşkeş ver.”  dedi. Sonra çıkarıp, elime bir rik’a vererek kayboldu. Ben de rik’ayı açıp baktım.  Gördüm ki,  beyaz kağıt üzerine yeşil hat ile “Nasrun min Allahi ve fethun karıb ve beşşiril mü’minine ya Muhammed” deyu yazılmış. Bunu okuyup yüzüme gözüme sürdüm. “Sana hamd ve şükürler olsun ya Rabbi!” diyerek uykudan uyandım. Rüyayı kendim tabir ettim. “İnşallah ol ufacık balıklar kafir donanmasının firkateleri ve sandallarıdır.  Erzak ve ganimetlerle İslam askerinin tok doyum olacağına işarettir. Karnı yarık balıklar ise kafirlerin kadırgalarıdır. Gaib bilinmez amma  içinde olan kafirleri firar etmiş olmalı. Padişah-ı alem-penah hazretlerine peşkeş ver dediği peştemal dolusu ufacık balık, inşallah,  yakında Boğdan’ın fetih haberi geleceğini işarettir. Çünkü şimdilerde Padişah-ı alem-penah Boğdan üzerine gitmiştir. İçinde nusret ayetleri yazımı olan rik’a ise  inşallah Allah’ın yardımı, Peygamber’in mucizesi, enbiyanın himmeti ile düşmana mansur ve muzaffer olmamıza işarettir.” diyerek, hamd ü senalar ettim. Baktım ki nusret rüzgarı içer’den dönmeye başladı. O zaman: “Bismillah, tevekkelü alellah. Niyyeti gaza, kasdı kafir!” diyerek mübarek bir saatte salpa eyleyip, pupa rüzgarla fecir vaktinde seksen pare gemi olmak üzere kafir donanmasının üzerine hucüm ettim.

Kafir donanmasının ise o gece üzerine bir pus çöktü ki birbirlerini görmez oldular. Benim limandan çıkacağımı ise hiç zannetmiyorlardı. “Barboroşo bizden korktu. Gayri limandan taşra çıkmaz. ” derlerdi. Zira kafirler gelip oraya lenger-endaz olalı üç gün olmuştu. Bizden bir hareket görmediklerinden böyle kanaat getirmişlerdi. Amma “Düşman düşmanın halinden bilmez.” demişler. Bizim yattığımız Preveze limanından öyle olur olmaz rüzgar ile çıkılmaz idi. O sebepten çıkışı rüzgarın içeriden eseceği bir mübarek saate tehir etmiş idim. Seksen parelik donanmamı üç bölük ettim. Tenbih ettim ki: “Bizim gemi alayı kafirin alayına karşı olsun. Bizim firkate alayı kafirin firkate alayına, kalite alayı kafirin kalite alayına mukabil olsun!” Böylece taksim edip at başı beraber İslam donanması kafir donanmasının üzerine gitmekte olduk. Amma kafirler karanlık pusun içinde, demir üzerinde kendi havalarında yatırlar idi. Bizi ardımızdan sürüp oraya getiren nusret rüzgarı, varıp kafir donanmasının üzerindeki pusu da dağıttı. Kafirler gördüler ki İslam donanması üzerlerine bindirip varır. O zaman kafirlerin içinde, bir ana buba günü bir şaşkınlık, bir rubulya koptu ki, demek olmaz! Daha alaca karanlık olduğundan demirlerini kesip birbirlerinin üzerlerine düşüp, kafir donanmasiyle Müslüman donanması karmakarışık oldular.

Otuz altı pare geminin önünde olarak, forsa sancaklarını dikip arslanlar gibi yollu yolunca ateşlerimizi saçarak cenge giriştik. Kalite alayımız kafirlerin kalitelerini allak bullak edip; kimini alıp, kimini batırmakta, kimisini ise kafirler bırakıp kaçmakta idiler. Firkate alayı dahi, kafir firkatelerinin kimini alıp, kimini baştan kara edip, kimini dahi koğup gitmekte idiler. Elhasıl kafir donanması münhezim olup, asakir-i İslam mansur ve muzaffer oldu. Kafir gemilerinden sekiz paresi kuru tekne olarak on beş tanesi alındı, yedisi batırıldı. Kafir kalitelerinden yedisi cenk ederek, ikisi içindekilerin bırakıp kaçmasıyle dokuz kalite alındı. Kafir firkatelerinden on iki pare firkate alındı.  Netice-i kelam; kafirlerin yüz yirmi pare donanma-yı menhuselerinden otuz altı adet tekne alındı,  kalanı firar edip gittiler. Firkateler ve sandallar deryanın yüzünden kafirleri devşirdiler, kimisi de boğulup cehenneme gitti. İkibin yüz yetmişbeş kafir esir alındı. Boğdan’ın fethi müjdesi Aktarmaları getirip limana koduk, sonra kendimiz de selametle tekrar limana girip yattık. Sakatlarımızı onardık. Preveze limanında yirmi gün miktarı eğlenip, kafirden aldığım aktarmaları donattım. Onla beraber yüz pare tekne olduk. Selamet ve ganimetle Asitane’ye geldik.  Şenlik şadımanlık ederek,  dostları şad düşmanları berbad eyledik. Varıp şevketlü Hünkar’a buluştum.  “Hoş geldin mücahit lalam. Gazan mübarek olsun.” dedi,  hil’at giydirdi. İhtişam ve debdebe ile sarayıma gittim. Tersane-i Amire’nin nizam ve intizamına bakıp, kendim taat ü ibadetimde oldum.  Velhasıl-ı kelam: Bu savaşın neticesinde Akdeniz’de hakimiyetin mutlak surette Osmanlı Devleti’ne ait olduğu tescillenmiş oldu.

Hatırlatmakta Fayda Var

Asakir: Askerler. Barça: Eskiden hem taşıt hem savaş gemisi olarak kullanılan, altı düz bir kalyon çeşidi. (Barçalarda top da bulunurdu) Cülus: Tahta çıkma. Dilaver: Yürekli, cesur kimse. Firkate:  Buharlı gemilerin icadından önceOsmanlıların savaşlarda; gözetleme, karakol, haberleşme, büyük gemileri çekme gibi işlerde kullandıkları, 10-17 çift kürekle veya yelkenle hareket eden, bir ambarlı, uzun, dar, süratli teknelere verilen isim. Forsa: Eskiden yelkenli gemilerde kürek çekmeye mahkum edilen savaş esiri veya hükümlü kimse. İşkanpavya: İnce donanmadan, kürek ve yelkenle hareket eden, yüksekliği az, boyu uzun savaş gemisi. Kalite (Kalyeta): Buharlı gemilerin icadından önce düşmanı kovalama ve takip işinde kullanılan, 9 ila 24 kürekli savaş gemisi. Karakulak: Vezirlerin, yeniçeri ağası ve bostancıbaşıların hizmetindeki, önde gidip yol açan, haber getirip götüren görevli. Lenger-endaz: Demir atmış. Mahkur: Küçük görülmüş, aşağılanmış. Mansur: Allah’ın yardımıyla galip gelen. Münhezim: Hezimete uğramış. Nusret: Yardım. Peşkeş: Hediye. Penah: Sonuna geldiği kelimelere “sığınağı, koruyucusu, hamisi olan” anlamı katarak, Farsça  usulüyle birleşik kelimeler yapar. Örn: Alem penah… Rik’a: Süratli ve kolay yazma ihtiyacından doğmuş olan, günlük hayattta ve devlet dairelerinde yaygın olarak kullanılan, Osmanlıların geliştirdiği, divani krekterinde bir yazı çeşidi. Salpa: (Denizcilikte) Gemi demirinin denizin dibinden kurtulup, yükselerek, ağırlığının zinciri üzerine binmesi durumu. Tazarru: Yalvarma, yakarma.

Share