AVRUPA’DA VATAN SATANLARA TARİHİ DERS

Ülke içinde verdikleri iktidar mücadelesinden mağlup ayrılan ve bunun neticesinde ülkeyi terk etmek zorunda kalan politikacı, gazeteci, bürokrat vb. kisveli pek çok namert, yurtdışında ülkelerini üç kuruşa satarken politik mağlubiyetini vatan hainliği gerekçesi yapmayan mert muhaliflere de rastlanılıyor.

İkiyüzlü Avrupa devletleri, bir yandan yüzümüze gülüp bizi muhtelif hususlarda oyaladıklarını sanırken diğer yandan kendilerince ülkemize zarar verme, birliğimizi bozma, güçten düşürme potansiyeline sahip olduğunu düşündüğü herkese kapılarını ardına kadar açmaya devam ediyor.
Artık mutat hale gelmiş bu durumun istisnaları da yok değil. 1481’de Mısır Seferine çıktığı tahmin edilen Fatih Sultan Mehmet Han’ın Gebze’de hastalanarak vefat etmesi üzerine, babasının yerine tahta çıkan II. Bayezid’e karşı ayaklanan Cem Sultan gibi…
Bilindiği gibi Cem Sultan’ın makus Avrupa esareti şu şekilde başlamıştı: Cem Sultan, Konya ile Ankara’ya karşı giriştiği taarruzun başarısızlıkla neticelenmesinin ardından Taşeli’ne çekilmek zorunda kalmış, Konya Ereğlisi’ne gelen Sultan İkinci Bayezid’le müzakerelere girişmişti. Ancak bu müzakereler de diğerleri gibi neticesiz kalmıştı. Çünkü onun Kudüs’te oturmasını teklif eden Sultan İkinci Bayezid’e karşılık Cem Sultan, Osmanlı topraklarında hâkim olacağı bir bölgenin kendisine tahsis edilmesi hususunda ısrar ediyordu. Bunun üzerine kardeşi ile uğraşan Sultan İkinci Bayezid’in kendisine bazı tavizlerde bulunacağını Ümit eden Kasım Beyin teşviki ile Cem Sultan, nihayet Rodos şövalyelerine müracaat etmeye karar verdi. 29 Temmuz 1482 günü, Rodos limanında karaya ayakbastı. Talihsiz şehzade için, 12 yıl 7 ay sürecek ve sonu ölümle noktalanacak olan acı gurbet hayatı başlamış oluyordu. Rodos Şövalyeleri, 6,5 yıl ellerinde tutmaya muvaffak oldukları Cem Sultan’dan azami derecede istifadeye bakıyorlardı. Bu arada Avrupa’da Cem Sultan’ı elde edebilmek için yoğun siyasi faaliyetler vardı. Fransa, Macaristan, Venedik ve hatta Memlûk Sultanlığı bu gaye ile şövalyelere cazip tekliflerde bulunuyorlardı. Nihayet Cem Sultan’ın Alman İmparatorluğu’nun eline düşmesi ihtimalinin belirmesi üzerine endişeye düşen Fransa, onun Papa’nın himayesine verilmesini temin etti. Nihayet Toulan’dan yola çıkan Cem Sultan ve maiyeti, Mart 1489’da Roma’ya vardı
Cem Sultan, Papanın elinde esir iken bir sohbet sırasında Papa ona, kendi dininden ayrı bir memlekete niçin geldiğini sorunca teessüre kapılan Cem: “Maksadım başka bir memlekete iltica etmek değildi. Rumeli’ye geçebilmek için Rodoslulardan yol istedim. Muvafakatlarını alarak Rodos’a geldim. Fakat onlar yeminlerine sadakat göstermeyip beni yolumdan alıkoydular ve bana yedi yıl hapis hayatı yaşattılar. Böylece layık oldukları nâmertliklerini gösterdiler. Şimdi ise sizin huzurunuzdayız. Artık Mısır’a gidip ailemle beraber olmaktan başka bir arzum yoktur.” dedi.
Papa, Cem Sultan’ın üzüntüsüne iştirak etmiş gibi görünüp onunla birlikte gözyaşı döktü. Gerçekte ise onu kullanıp Osmanlılar üzerine bir haçlı seferi açmak düşüncesindeydi ve bu maksatla ona, Macaristan’a gitmesini tavsiye etti. Bunun üzerine Cem Sultan: “Şimdi ben size uyarak Macaristan’a gidecek olur sam, Macar askeriyle birlikte Ehl-i İslam üzerine yürümem icap edecektir. Bu takdirde de din düşmanlarıyla birleştiğim için İslam âlimleri benim küfrüme hükmedeceklerdir. Halbuki ben dinimi, değil Osmanlı saltanatı için bütün dünya saltanatı için bile vermem” dedi. Papa, şehzadenin bir türlü yola gelmediğini ve gelmeyeceğini anlayınca ona, Latince ağır bir cümle söyledi. Papa’nın, Latince anlamadığı zannettiği Cem Sultan’a: “Öyleyse burada it gibi sürün!” demesine karşılık olarak Cem Sultan, Papa’ya şöyle dedi: “Sizin elinize düşen, itten beter olmayacaktır da ya nice olacaktır” diye cevap verdi.
Cem Sultan da bu hadiseden sonra, her dua edişinde “Yâ Rabbi! Eğer bu din düşmanları benim varlığımla ehl-i İslam üzerine saldırmaya kalkışacaklarsa, beni o günlere eriştirme ve en kısa zamanda canımı al” derdi. Cem Sultan Roma sokaklarında hep üzüntülü bir şekilde dolaşır ve rastladığı fukara ya bol bol sadaka dağıtırdı. Bunu görenler, onun Hıristiyanlığa meyli olduğunu zannettiler. Cem Sultan’ın iyilikseverliği Papa’nın kulağına gitti. Bir sohbet esnasında Papa, bu durumu son derece takdir ettiğini söyledi ve Cem Sultan’ı Hıristiyanlığa davet ederek: “Eğer bizim dinimize girersen, Mısır’dan oğlunu getirtir, ona Kardinallik veririm” dedi. Papanın bu teklifinden son derece müteessir olan Cem, gözlerinden acı yaşlar dökerek; “Ben sizden Mısır’a gitmek istedim. Siz bana batıl yolunuzu gösteriyorsunuz. İtikadımca hak olan, Muhammed Aleyhisselam’ın (s.a.v.) dinidir. Bana Kardinallik ve Papalık değil, bütün dünyanın saltanatını verseler yine dinimden dönmem. Bu gibi teklifler bize sadece eza verir. Eğer size bu cesareti veren, bizim Hıristiyan fukarasına merhamet göstermemiz ise biliniz ki bizim dinimizde fukaraya yardım hususunda Müslüman ve Hıristiyan ayrımı yapılmaz.” dedi.

Share